KAZ DAĞLARI’NIN ÇIĞLIĞINA KULAK VERİN!


Atalarınızdan kalma bir evde kaldığınızı ve ailenizle, komşularınızla, sevdiklerinizle sakin, mutlu bir hayat yaşadığınızı hayal edin. Her şey güllük gülistanlık iken birden muhitinize yabancı ziyaretçiler gelip etrafta birtakım hesaplar yapsın. Bu ziyaretler birkaç yıl sürsün. Sonra bir gün kafalarında baretler ve iş makineleri ile gelip yaşam alanlarınızı yerle bir etsin, ailenizi, komşularınızı, sevdiklerinizi öldürsün, göç etmeye zorlasın. Kulağa ve göze korkunç geliyor değil mi? İşte şu an Kaz Dağları’nda yaşanan tam da bu!

“Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.” diyor “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabının yazarı Peter Wohlleben. 

Sadece sabit oldukları, gelişimleri diğer türlere göre yavaş diye ağaçları, sessiz oldukları için bulundukları ormanları, içinde yaşayan canlıları yok sayamayız. Ormanlar ekosistemlerdir. Yani yaşayan, sürekliliği ve işlevleri olan bir düzeni temsil ederler. Aslında modern çağ insanlarının en büyük sorunlarından olan sağlık konusunda ormanlar rehabilitasyon merkezleri gibidir. Çünkü ormanlarda yer alan ağaçların her biri yılda 12 kg karbondioksit (CO2) emilimi sağlamaktadır. İnsan faaliyetleri ile oluşan karbon ayak izlerinin doğal yaşamda somut karşılığı küresel ısınma, iklim değişikliği ve bunlara bağlı olarak doğal yaşamın yok olmasıdır.Karbon ayak izi, bir kişinin ürettiği CO2 hesaplanarak bulunan bir sayıdır ve bu sayılara bakarak durumun önemi daha iyi anlaşılabilir. Bir Türk vatandaşı yılda ortalama 3,14 ton CO2 üretmektedir. Dolayısıyla her bir Türk vatandaşının karbon ayak izini silebilmek için yaklaşık 262 ağaç varlığı gerekmektedir. Kaz Dağları’nda bahsedilen 195.000 ağacın kesilmesi yaklaşık 750 Türk vatandaşının yaşama hakkının elinden alınması demektir.

Türkiye bitki çeşitliliği ve zenginliği açısından dünyanın sayılı ülkelerinden biridir. Dünyada yalnızca Kaz Dağları’nda yetişen ve başka bir yerde bulunmayan tam 21 çeşit bitki yer almaktadır. Ancak maden arama çalışmaları sebebiyle bu zenginliğimiz yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Tekrar ağaçlandırma yapmak kaybedilen türleri ve bozulan ekosistemi telafi etmiyor. Aksine insan da dahil tüm canlı yaşamı onarılamaz hasarlar alıyor. Altın arama çalışmaları için kullanılan siyanür toprağı, suyu kirleterek hepimizin hayatını tehdit ediyor. Siyanür havuzlarının ilçelerimizin su kaynaklarına yakınlığı ve bölgemizin deprem kuşağında olması sebebiyle sularımız ve topraklarımız büyük risk altında. Örneğin; Romanya’da 2000 yılında yaşanan siyanür sızıntısı sonucu Tizsa ve Tuna nehirlerine karışan siyanürlü akışkan, tonlarca balığın anında ölümüne sebep oldu. Gana’da 2006 yılında yaşanan sızıntı nedeniyle ölü balıklardan yiyen bazı yerliler de yaşamını yitirdi.

Biz Gömeç Zeytinciler Derneği üyeleri olarak Edremit Körfezi ve Kaz Dağları’nda yıllardır yaşanan doğa katliamına dur denmesi gerektiğini her türlü platformda dile getiriyoruz ve bu konuda kararlılığımızdan da kesinlikle taviz vermeyeceğiz. T.C. Anayasası 56. Maddesi bu konuda açık ve nettir: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve Gömeç Zeytincileri olarak doğaya ve ülkemizin milli varlıklarına sahip çıkıyoruz. 

“Gezegenimizi korumak ve ona iyi bakmak için her birimizin yapabileceği bir şey var. Çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini mümkün kılacak bir yaşam sürmeliyiz. Yaşamımız, verdiğimiz söz, aktarmak istediğimiz mesaj olmalı” diyen Vietnamlı Zen üstadı, Nobel Barış Ödülü adayı Thich Nhath Hanh’ın sözleri ile siz kamuoyunu da Kaz Dağları’nın çığlığına kulak vermeye ve mücadele gücü olmayan ağaçların ve canlıların sesi olmaya davet ediyoruz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir